Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
Şiirler / ZİYA GÖKALP
« Son İleti Gönderen: Mariogomez 14 Ocak 2016, 21:28:50 »
ZİYA GÖKALP

Ziya Gökalp 23 Mart 1876’da, yerel bir gazetede çalışan memur Çermikli Tevfik Bey’in oğlu olarak Diyarbakır Çermik’te dünyaya geldi. Eğitimine doğduğu yer olan Diyarbakır’da başladı. Amcasından geleneksel İslam ilimlerini öğrendi. 1896’da İstanbul’a giden Gökalp buradaki öğrenimi sırasında Jön Türkler’den etkilendi. İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katıldı.
II. Meşrutiyetten sonra İttihat ve Terakki’nin Diyarbakır şubesini kurdu ve temsilcisi oldu. “Peyman” gazetesini çıkardı. 1910’da kurulmasında öncülük yaptığı İttihat Terakki İdadi- si’nde sosyoloji dersleri verdi. Bir yandan da “Genç Kalemler” dergisini çıkardı. 1912’de Diyarbakır milletvekili olarak Meclis-i Mebusan’a seçildi, İstanbul’a taşındı. Türk Ocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Derneğin yayın organı “Türk Yurdu” başta olmak üzere Halka Doğru, İslam Mecmuası ve Yeni Mecmua’da yazılar yazdı. Bir yandan da sosyoloji dersleri verdi.

 
I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin yenilmesinden sonra tüm görevlerinden alındı. 1919’da İngilizler tarafından Malta Adası’na sürgüne gönderildi. Burada kaldığı dönemde ailesiyle yaptığı mektuplaşmalar daha sonra “Malta Mektupları” adıyla kitaplaştırılmıştır. 2 yıllık sürgün döneminden sonra Diyarbakır’a gitti. 1924’te kısa süren bir hastalığın ardından İstanbul’da hayatını kaybetti. Osmanlı Devleti’nin parçalanma sürecinde yeni bir ulusal kimlik arayışına girdi. Düşüncesinin temelinde, Türk toplumunun kendine özgü ahlaki ve kültürel değerleriyle Batı’dan aldığı bazı değerleri kaynaştırarak bir senteze ulaşma çabası yatıyordu.
Edebi Kişiliği
“Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” diye özetlediği bu yaklaşımın kültürel ögesi Türkçülük, ahlaki öğesi de İslam’dı. Uluslararası kültürün yapıcı öğesinin ulusal kültürler olduğunu savundu. Saray edebiyatının karşısına Halk edebiyatını koydu. Batı’nın teknolojik ve bilimsel gelişmesini sağlayan pozitif bilim anlayışını benimsedi. Dini, toplumsal birliğin sağlanmasında yardımcı bir öğe olarak değerlendirdi. Toplumsal ve siyasi görüşlerini anlattığı sayısız makale yazarak “Türkçülük” düşüncesini sistemleştirdi. Milli edebiyatın kurulması ve gelişmesinde önemli rol oynamıştır.
2
Bilgi ve İletişim Teknolojileri / Chrome kotanızı korumak için güncellendi
« Son İleti Gönderen: farukhlc0 14 Ocak 2016, 20:44:30 »
İnternet denildiğinde ilk akla gelenlerden biri olan Chrome tarayıcı, mobil platformlar için sunduğu data aktarımını azaltma özelliği ile dikkat çekiyordu.

Bugün yayımlanan yeni güncelleme ile bu özelliği geliştiren Chrome, normale oranla %70'e kadar daha düşük veri aktarımı gerçekleştirerek sayfaları açabiliyor.

Chrome'un bu özelliğini açmak için Ayarlar Menüsünden Data Saver'ı açık hale getirebilirsiniz.
3
Şiirler / ÖZDEMİR ASAF
« Son İleti Gönderen: Mariogomez 14 Ocak 2016, 20:43:44 »
ÖZDEMİR ASAF

11 Haziran 1923'te Ankara'da doğdu.28 Ocak 1981'de İstanbul'da öldü. Asıl adı Halit Özdemir Arun'dur. İlk ve ortaöğreniminin bir bölümünü Galatasaray Lisesi'nde yaptı.1942 yılında Kabataş Erkek Lisesi'nden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi'nde, önce Hukuk Fakültesi'ne, sonra İktisat Fakültesi ve Gazetecilik Enstitüsü'ne devam ettiyse de 1947'de yüksek öğrenimini yarıda bıraktı. Bir süre sigorta prodüktörlüğü yaptı. 'Zaman' ve 'Tanin' gazetelerinde çevirmen olarak çalıştı. İlk yazısı 1939'da 'Servetifünun-Uyanış' dergisinde çıktı.1951'de Sanat Basımevi'ni kurarak matbaacılık yaşamına girdi. Kendi şiir kitaplarını bastı.1955'te Yuvarlak Masa Yayınları'nı kurdu.

İkilikler ve dörtlüklerden oluşan ilk şiirlerinde yoğun bir söyleyiş özelliği göze çarpar. İnsan toplum ilişkilerine yönelik temaları konu edinerek düşündürücü bir şiir evreni kurmuştur. Duygu ve düşünce yoğunluğuyla birlikte, alay ve taşlama şiirine egemen olan öğelerdir. İnsan ilişkilerinin toplumsal ve bireysel yanlarını sen ben ikileminde vermiştir. Çok kullandığı sevgi, ayrılık, ölüm temaları, son dönem şiirlerinde giderek yerini kaçış ve umutsuzluğun tedirginliğine bırakmıştır.

Şiirin bir görüşü yansıtması, bir iletisinin olması düşüncesinden yola çıkmıştır. Yuvarlağın Köşeleri kitabında şiirin ve yazarın işlevi konusundaki görüşlerini dile getirmiştir. Batı şiiri ve geleneksel Türk şiirinden yararlanarak verdiği bileşim sanatını zenginleştirip geliştirmiştir.
4
2015'in son günlerine girdiğimiz şu günlerde, birçok büyük firma istatistiklerini takipçileri ile paylaşıyor, milyonlar, milyarlar adeta havada uçuşuyor. Tabii ki YouTube da bundan geri kalmadı ve 2015'i değil, ilk beta'sının başladığı tarih olan Kasım 2005'den bu güne kadarki tüm istatistikleri, toplam video sayısını ve videoların toplam sürelerini paylaştı.

Google, YouTube'u satın almadan önce dakikada 60 saatlik video yükleniyordu, günümüzde ise bu rakam dakikada 300 saati aşmış durumda. YouTube'a şuana kadar yüklenen toplam video süresi ise 819,417,600 saati aşmış. Yani kaba hesapla 34.142.400 gün, ya da 93.540 yıla denk geliyor. YouTube'daki toplam  video sayısı ise 81.941.760 ile (ki her geçen saniye bu artıyor) Türkiye'nin nüfusundan fazla.
5
Şiirler / YUNUS EMRE
« Son İleti Gönderen: Mariogomez 14 Ocak 2016, 20:42:15 »
YUNUS EMRE

Yunus Emre 1240 yılında doğmuş 1321 yılında hayata veda etmiştir. Pek çok ünlü ozan gibi Yunus Emre’nin de yaşadığı yer tam olarak bilinmemektedir; ancak çeşitli eserlerden yola çıkarak Eskişehir ilinde bulunan Mihalıççık ilçesinin bir köyü olan Sarıköy’de yaşamını sürdürdüğü düşünülmektedir.

Yunus Emre’nin yaşamı ile ilgili kesin bilgilere ulaşılamamakla beraber, bazı rivayetler bulunmaktadır. Bu rivayetlere göre Yunus Emre, okulda başarısız bir öğrenci olup, okumayı ve yazmayı bir türlü öğrenememektedir. Bu durumu gören babası, Yunus Emre’yi okuldan alarak, işlerin başında durmasını ve çalışmasını istemiştir. Çiftçilik yaparak, hem babasına yardım eden hem de geçimini sürdürmekte olan bu büyük ozan, Hacı Bektaş-i Veli ile tanışma şansına erişmiş ve bu tanışmanın ardından da insanların bildiği Yunus Emre olmaya, adım adım yaklaşmıştır.

Yunus Emre’nin Hacı Bektaş-i Veli ile tanışmasına bir kuraklık ve kıtlık dönemi vesile olmuştur. Yiyecek hiçbir şeyi kalmayan ailesi için, yörenin eli açık insanlarından bir tanesi olan Hacı Bektaş-i Veli’nin yanına giden Yunus Emre, kendisinden buğday ister. Hacı Bektaş-i ise; Yunus Emre’nin efendi ve saygılı halinden oldukça etkilenmiş olsa gerek ki kendisini Taptuk Emre’ye yönlendirir ve tanışmalarını sağlar.

Taptuk Emre, bir derviştir ve dergâhında pek çok kişiyi zaman zaman misafir etmektedir. Yunus Emre ise bu dergâhta odun taşıma ile görevlendirilmiştir. Yunus Emre, Taptuk Emre’nin dergâhında geçirdiği uzun zaman içerisinde kendini sevdirmiş ve dürüstlüğü ile Taptuk Emre’nin de takdirini kazanmıştır. Taptuk Emre, Yunus Emre’nin kızı ile evlenmesini ister ve dergâhta yer almaya devam etmesini söyler. Ancak, ne kadar zaman geçerse geçsin Yunus Emre, bir türlü dervişlik sıfatına ulaşamaz. Bunun üzerine, dergâhtan ayrılır ve kendi yolunda ilerler. Bu dönemde, pek çok insan ile tanışır ve aslında dergâhta ne kadar çok şey öğrendiğini anlar. Büyük ozanın şiirlerinin çoğunluğu da bu dönemde yazılmıştır. Bir bakıma Yunus Emre’nin olgunlaşma dönemi olan bu sürecin ardından, tekrar dergâha dönen Yunus Emre, ustasından özür diler ve hayatının sonuna kadar Taptuk Emre’nin yanında dergâhta yaşar.
6
Bilgi ve İletişim Teknolojileri / HTC Vive'ın çıkış tarihi açıklandı
« Son İleti Gönderen: farukhlc0 14 Ocak 2016, 20:42:12 »
Valve ve HTC'nin ortaklaşa duyurduğu sanal gerçeklik gözlüğü HTC Vive, Oculus Rift'in karşısındaki en ciddi rakiplerdne biri olarak gözüküyor. Geleceğin teknolojisi olarak gözüken sanal gerçeklik cihazları, oyuncunun başına takılan ve 3 boyutlu görüntüyü oyunun içindeymiş gibi oyuncuya aktaran bir cihaz olarak karşımıza çıkıyor.

HTC'nin yaptığı açıklamaya göre ise HTC Vive, 2016'nın Nisan ayında resmi oalrak raflardaki yerini almış olacak. Biz oyunculara da o güne kadar PC'lerimizi güçlendirmenin yolu gözüküyor, çünkü sanal gerçeklik cihazları, pek de cebimizi düşünen cihazlar olmayacak.
7
Bilgi ve İletişim Teknolojileri / Samsung Gear S2 (İnceleme)
« Son İleti Gönderen: farukhlc0 14 Ocak 2016, 20:41:13 »
Mobil teknolojilerin artık sınır noktasına yaklaştığı günümüzde, giyilebilir cihazların popülerliği de gün geçtikçe artmaya devam ediyor. Başlangıç noktası akıllı saatler ile atılım gerçekleştiren bu türdeki ürünler, ilk başlarda kaba, ağır ve kalın ürünler yüzünden pek de ilgi görmemişti. Ta ki, teknoloji devi Samsung, Gear S2’yi getirene kadar.

Öncelikle birçok teknoloji tutkunu, akıllı saatlere biraz mesafeli yaklaşıyor olsa da, Gear S2’ye uzaktan bakıldığında normal saatlerden ayırt etmek oldukça güç. Dışardan bakıldığında tıpkı normal bir saate benzeyen Gear S2, yetenekleri ile adeta ön yargıları yıkıp geçiyor, bizlere akıllı saat kavramını ilk andan itibaren sevdirmeyi başarıyor.

2 Farklı model ile piyasaya sunulan Gear S2’nin elimizdeki inceleme modeli, Gear S2 Classic modeli, Sport modele göre çok daha klasik bir saat havası çizen Gear S2 Classic, hem oldukça şık, hem de deri kayışı ile fark yaratan bir tasarıma sahip. 899 TL’lik Sport modelden 100 TL daha pahalıya satılan Gear S2 Classic, 999 TL’lik satış etiketine sahip.

8
Akıllı telefon eko sisteminin en çok kullanılan işletim sistemi olan Android, bilindiği üzere her yeni sürümünde farklı yiyeceklerin isimlerini alarak işletim sistemini biraz daha samimi hale getirmeye çalışıyor.

Android'in 7.0 sürümü için N harfi ile ilgili bir isim düşünülüyor olsa da, tam adının ne olacağı Google'ın CEO'su Sundar Pichai'ye göre kullanıcılar tarafından seçilecek. Büyük bir anket yolu ile seçilecek olan yeni isim ne olacak, hep birlikte göreceğiz.
9
Şiirler / NECİP FAZIL KISAKÜREK
« Son İleti Gönderen: Mariogomez 14 Ocak 2016, 20:39:22 »
NECİP FAZIL  KISAKÜREK

26 Mayıs 1904'te İstanbul'da doğdu. 25 Mayıs 1983'te İstanbul'da yaşamını yitirdi. Çocukluğu büyükbabasının Çemberlitaş'taki konağında geçti. Bahriye Mektebi'nde, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nde öğrenim gördü. Felsefe Bölümü'ndeki öğrenimini yarıda bırakarak 1924'te Paris'e gitti. Bu kez Sarbonne Üniversitesi'nde felsefe eğitimi almaya başladı. 1925'te öğrenimini tekrar yarıda bırakıp yurda döndü. 1926-1939 arasında İstanbul'da çeşitli bankalarda çalıştı. 1939-1943 arasında Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Devlet Konservatuvarı, İstanbul Güzel Sanatlar Akadamesi'nde dersler verdi. Yazarlık, yayıncılık yaptı.
Edebi Kilişiği:
İlk şiirleri 1922'de "Yeni Mecmua"da yayınlandı. Milli Mecmua, Hayat ve Varlık dergilerinde yayınlanan şiirleriyle tanındı. 14 Mayıs 1929 - Ağustos 1936 arasında 17 sayı Ağaç dergisini yayınladı. 1943-1971 arasında "Büyük Doğu" dergisini çıkardı. Son Posta ve Yeni İstanbul gazetelerinde yazarlık yaptı. "Sabırtaşı" (1940) oyunuyla 1947 CHP Piyes Yarışması'nda birincilik kazandı. 1928'de basılan "Kaldırımlar" adlı şiir kitabı büyük ilgi gördü. Bu kitabın ardından uzun süre "Kaldırımlar Şairi" olarak anıldı.
1930'lardan sonra özgün şiirden koptu. Mistisizmi İslami değerlere bağlayan, dinsel ve toplumsal bir kavga sanatına yöneldi.
"Sonsuzluk Kervanı" isimli şiir kitabını uzunca bir aradan sonra 1955'te yayınladı. Şiiri, üstün bir algılama sorunu ve mutlak gerçeği, yani Allah'ı arama yolunda sonsuz bir uğraş olarak gördü. Sağlam bir dil yapısına ve tirajik öğelere dayanan mistik eğilimli şiirlerinde çağdaş insanın bunalımlarını işledi. Türk şiirinde bir gizem rüzgarı estirdi, Fazıl Hüsnü Dağlarca ile Cahit Sıtkı Tarancı'nın da aralarında bulunduğu birçok şair üzerinde etkili oldu. Garip akımının ortaya çıkışıyla şiirden uzaklaştı.
Güçlü bir yazım tekniğinin görüldüğü tiyatro oyunlarında ise daha çok korku ve kaygı psikolojisini işledi.
Anı, makale, inceleme türü eserlerinde daha çok dinsel ve siyasal konuları ele aldı.
10
12 Mart İstiklal Marşının Kabulü / MEHMET AKİF ERSOY
« Son İleti Gönderen: Mariogomez 14 Ocak 2016, 20:26:23 »
MEHMET AKİF ERSOY

Mehmet Akif Ersoy, 20 Aralık 1873'te İstanbul'da doğdu. Babası Fatih Medresesi müderrislerinden Mehmet Tahir Efendi, Osmanlı Devleti'ne bağlı Arnavutluk'un İpek kazasına bağlı Şuşise Köyü'nden İstanbul'a gelmiş, annesi Emine Cemile Hanım ise Buharalı Mehmet Efendi'nin kızı olarak Samsun'da doğmuştu. Mehmet Tahir Efendi, ona ebced hesabıyla doğduğu yıl olan 1290'a karşılık gelen Rağıf ismini vermişse de çevresi tarafından Akif olarak çağırıldı. Akif dışında bir de Nuriye adında bir kızları bulunuyordu.

Mehmet Akif, İstanbul'da Fatih'in Sarıgüzel semtinin Nasuh Mahallesi'nde doğdu. Çocukluğu Osmanlı Devleti'nin "hasta adam" olarak nitelendirildiği döneme denk geldi. 1878 yılında, Akif 4 yaşındayken Fatih'de Emir Buhari Mahalle Mektebi'ne başladı. Burada iki yıl eğitim gördükten sonra Fatih İbtidaisi'ne geçti. Aynı yıl babası ona Arapça dersleri vermeye başladı.

Babasının yazın Emin Paşa'nın çocuklarına ders vermesi sebebiyle Emin Paşa'nın çocukları ile arkadaşlık kurdu. Mehmet Akif, 1882 yılında ilköğretimini tamamlayarak Fatih Merkez Rüştiyesi'ne başladı. Ayrıca Fatih Camii'nde Esad Dede'nin İran Edebiyatı derslerine katılıyordu. Lise eğitiminde Mülkiye'nin İdadi bölümünde başladıktan sonra yüksek kısmına geçti. Kısa bir süre sonra evlerinin yanması ve babasının vefatı sebebiyle okula devam edemeyip sivil veterinerlik okulu olan Baytar Mektebi'ne geçti. Şiirle ilgisi bu dönemde başlayan Mehmet Akif, ilk şiirlerini bu dönemde yazmaya başladı.

22 Aralık 1893 tarihinde birincilik ile mezun olmasından sonra Orman ve Ma'adin ve Ziraat Nezare'Baytar Müfettiş Muavini olarak tayin edildi. 1895 yılında ilk eseri olan 7 beyitlik gazeli "Kur'an'a Hitab", Servet-i Fünun Gazetesi'nde yayınlandı. 4 yıl boyunca Rumeli, Anadolu ve Arabistan'da görev yaptı. Bu seyahatler Mehmet Akif'in düşünce ve yazın hayatını çok etkildi.

1 Eylül 1898'de 25 yaşında iken Tophane-i Amire veznedarı Mehmet Emin Bey'in kızı İsmet Hanım ile evlendi. Aynı yıllarda Maarif Dergisi'nde ve Resimli Gazete'de şiir yazıları ve Arapça, Farsça ve Fransızca'dan yaptığı çevirilen yayınlandı. 1906 yılında Halkalı Ziraat Mektebi'ne Kitabet-i Resmiye Muallimi ve 1907'de Çiftlik Makinist Okulu'na Türkçe öğretmeni olarak atandı. Ardından bir yıl sonra II. Meşrutiyet'in ilan edildiği dönem İstanbul'da Umur-i Baytariye Dairesi Müdür Muavinliği'ne getirildi. 1908-1910 yılları arasında "Sırat'ı Müstakim" dergisinde yazdığı dönem en ünlü şiirleri "Küfe" ve "Seyfi Baba" yayınlandı.

Kısa bir süre sonra Darülfünun Edebiyat-ı Umumiye müderrisliğine tayin edilen Mehmet Akif, uzun süre bu kadroda kaldı. 1913'te İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne girdi. I. Dünya Savaşı sırasında bu cemiyete bağlı bir örgüt olan Teşkilat-ı Mahsusa aracılığıyla Almanya'daki Müslüman tutsakların durumunu incelemek üzere Berlin'e gönderildi. Ardından Arabistan ve Lübnan'a gitmiş ve burada batı-doğu ayrımına şahit oldu. İstanbul'a döndükten sonra Darül-Hikmet-i İslamiye'nin başkatipliğine atandı. Miili Mütareke döneminde kurtuluş hareketine destek verdi. Balıkesir'de yaptığı konuşmadan dolayı İstanbul'daki görevinden alındı. Ankara Hükümeti'nin kurulmasından sonra Burdur Milletvekili olarak meclise girdi.

O sırada Maarif Vekili Hamdullah Suphi'nin desteği ile İstiklal Marşı için açılan yarışmaya giren Mehmet Akif Ersoy, 724 şiir arasından yarışmayı kazandı. 18 Mart 1921'de kabul edilen şiir, 1924 yılında Osman Zeki Üngör tarafından bestelenerek "Türkiye Cumhuriyeti'nin Milli Marşı" olarak ilan edildi. Mehmet Akif Ersoy yarışmadan kazandığı 500 lirayı kabul etmeyerek Türk Ordusu'na armağan etti.

Sakarya Zaferi'nden sonra İstanbul'a geldi ancak İslami uyanışçı düşünürlerden olan Mehmet Akif Ersoy, Cumhuriyet'in laik düzeninin oturması sebebiyle Mısır'a gitti. 1936 yılına kadar Mısır'da Türk Dili ve Edebiyatı dersleri verdi. Siroz'a yakalanması üzerine 1935'te Lübnan'a, 1936'da Antakya'ya gitti. Hastalığının ilerlemesi üzerine ülkesine döndü ve 27 Aralık 1936'da İstanbul'da vefat etti. Mezarı Edirnekapı Şehitliği'nde bulunmaktadır.

Mehmet Akif Ersoy'un en önemli eseri olan "Safahat", 7 kitabtan oluşmaktadır. 1911 yılında yazdığı birinci bölümde osmanlı toplumunun meşrutiyet dönemini; 1912 yılında yazdığı "Süleymaniye Kürsüsünde" adlı ikinci kitapta, Osmanlı aydınlarını işlemiştir. 1913'de Safahat'ın üçüncü bölümü olan "Halkın Sesleri"ni ve 1914 yılında dördüncü bölüm "Fatih Kürsüsünde"yi yazdı. Ardından 1917 tarihli "Hatıralar" ve I. Dünya Savaşı hakkında görüşlerinin yer aldığı 1924 tarihli "Asım"ı yazdı. Son ve 7. bölüm olan "Gölgeler"i 1933 yılında yazdı. Şiirlerinin toplu olarak yer aldığı 7 kitaplık eserine "İstiklal Marşı"nı koymayarak bu eserini Türk Milleti'ne armağan etmişti.

Başlangıcı 1911 olan "Safahat", 1933 yılında tamamlandı. Özmer Ziya Doğrul, Mehmet Akif Ersoy'un kitaplarına almadığı şiirlerini de ekleyerek eseri, 1943 yılında tekrar yayımladı. Ardından 1987 yılında M. Ertuğrul Düzdağ, eseri önceki baskıları arasındaki farkı gösteren yeni bir basımını yaptı. "Kur'an'dan Ayet ve Hadisler" ve "Mehmet Akif Ersoy'un Makaleleri" adlı çalışmaları da ölümünden sonra yayımlanmıştır.

Mesnevi, Hafız Divanı, Güllistan, Fuzuli'nin Leyla ve Mecnu'nu, Victor Hugo, Lamartine ve Emile Zola gibi eserleri okumuş olan Mehmet Akif Ersoy'un eserleri anlatıya ve övgüye dayalıdır. "Sanat sanat içindir" görüşüne karşı çıkmış dini yönü ağırlıkta bir edebiyat tarzı benimsemiştir. Edebiyat dili olarak Milli Edebiyat akımına karşı çıkmış, aruz kullanmıştır. Hatta edebiyatta batılılaşma konusunda Tevfik Fikret ile çatışmıştır.

 
Sayfa: [1] 2 3 ... 10